5 Mayıs 2013 Pazar

Kusursuzu ve sonsuzu istiyorum, suç mu?

Özel jetim olmadıktan sonra ben buna yaşamak mı derim? Peki, senin yaşamaktan anladığın ne? Akşam lig tv seyredip kutu bira içmek mi?

Ben aza talip değilim, aza razı da değilim, içim sonsuzluk isteğiyle dolu. Ölümsüzlük isteğimi fikrimin, yüreğimin derinlerden gelip tüm varlığımı kapladığını hissediyorum.

Ben sorunlu sevgi, arızalı muhabbet, kıskançlık duyulan başarı, içimde pis ve kokuşmuş bir dışkıya dönüşen yiyecek ve sair sıkıntı veren hiçbir şey istemiyorum. Bu dünya bana hep dar ve ağır, çok ağır geldi. Dolaştım, gezdim, açmadı beni. Sevdim, sevildim yetmedi...

Bu aşağılık dünyanın bana verebileceği hiçbir şey yok.
Bana "hayatını yaşa" derken ne teklif edebilirsin?
Bu dünya bana ne sunabilir? Böyle sünepe, böyle arızalı bir hayatı kabul etmek, içinde bulunduğum mükemmel organizmaya hakaret gibi geliyor bana.

İnsanlık olarak 13.7 milyar ışıkyılı öteyi görebiliyorum. Kainatı anlayabiliyorum. Parçacık altı dünyayı(ları) keşfetme yolunda hayranlık uyandıracak modeller tasarlıyorum. Bu muhteşem organizmaya hangi yaşamı, hangi kalıbı layık görüyorsun? Bu dünyanın bana verebileceği nedir?

24 Nisan 2013 Çarşamba

1993'te ne oldu?

"...
Cuntacıların, vesayetin ağalarının önündeki en büyük engel Özal’dı. Özal 17 Nisan 1993’te devreden çıkarıldı. Aynı yılda olan hadiseleri hatırlamak bile anlatmak istediğimiz gerçeği gözler önüne serer:
24 Ocak: Uğur Mumcu katledildi.
5 Şubat: Adnan Kahveci’nin şüpheli ölümü.
17 Şubat: Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis öldürüldü.
23 Mayıs: PKK’lı teröristler tezkere almış 33 silahsız askeri şehit etti.
2 Temmuz: Sivas’ta Pir Sultan etkinliklerine katılan yazar Aziz Nesin ile bir grup aydın ve sanatçının kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi, 37 kişi öldü.
5 Temmuz: Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK ve diğer örgütlerin ortak yaptığı eylem sonucunda 33 kişi öldürüldü.
22 Ekim: Eşref Bitlis’in ekibinden Tuğgeneral Bahtiyar Aydın öldürüldü.
4 Kasım: JİTEM’in kilit isimlerinden olduğu belirtilen Binbaşı Cem Ersever öldürüldü.
..."


Hüseyin Gülerce

18 Nisan 2013 Perşembe

Kurtlara, kuşlara geçit töreni!

Geçit törenlere ait sembol ve materyallerin alakasız bir ortamda ve şartlarda derme çatma bir araya getirilerek fotoğrafının çekilmesi çocukça bir yansılama oyunu değilse (-ki oyunsa masumdur, olabilir ama değilse eğer) alaya almaktan başka ne anlama gelebilir?
Cumhuriyet bu mudur?
Köyde öğretmen olup ancak Emir Kusturica filmlerinde rastlayabileceğimiz bu şekilde komik-ironik sahneler oluşturarak cumhuriyet kutlaması yapmak, cumhuriyet ruhunu çocuklara aşıladığını sanmak bir başarı değil ancak zavallılıktır.

Mutluluk hiçbir şeydir

Mutluluk(haz) nefes almak gibidir; kısa bir süre içinde geri vermek zorundasındır. Hemen ardından da daha büyük bir açlıkla daha fazlasını içine çekmek istersin. Bir kez ulaşılan obje veya durum ikinci kez ulaşıldığında mutluluk(haz) vermez veya gitgide daha az haz verir. Mutluluk(haz) arayışı insanı daha doyumsuz ve aç gözlü yapar. Çünkü mutluluk(haz) hormonal bir sistemin ortaya çıkardığı sanal/duyumsal bir durumdur.

Mutluluk, tatlı bir şey yemek gibidir. O yiyeceğin üstüne daha az tatlı bir şey yerseniz tadını alamazsınız. Daha tatlı bir şey yerseniz onun tadını da daha az yoğunlukta alırsınız. Ama arada ekşi, tuzlu veya acı yer tekrar tatlıya dönerseniz ilk seferindeki hazzı tekrar alırsınız.


Mutluluk gerçek değildir. Beyinde salgınan hormonlar sebebiyle hissedilen bir duygu durumudur. Bu hormonları dışarıdan uyaran her tür uyarıcı kişide bağımlılık yapar. Ancak metabolizmanın değişmeyen bir özelliği vardır ki her tür tekrarlanan uyarıcıya karşı duyarsızlaşmak! İşte bu sebeple alkolikler, madde bağımlıları sürekli dozu artırmak zorunda kalırlar. Çünkü bir önceki doz onları arzuladıkları derecede mutlu etmeye yetmez.


İşte hayatta mutluluk(haz) yaşamak için faydalanılan tüm aracılar da benzer etkiyi oluştururlar. A model bir telefonu aldığında kendini en mutlu kişi olacak sanan birisi, isteğine ulaştıktan bir kaç gün sonra hayal ettiği kadar mutlu olmadığını farketmeye başlar. Hatta ilk anda ne kadar mutlu olmuştu, ne derece haz almıştı onu bile net olarak hatırlayamaz. Söyleyebileceği tek söz "iyi bir şey yaşadım" olacaktır. Çünkü beynin hafıza merkezinde hormonal durumun kaydedildiği bir bölge yoktur. Mutluluklar kaydedilmez; yaşanan o deneyimden çıkan fikirler kaydedilir. Bu yüzden mutluluğu hatırlamak mümkün değildir. Sadece yaşanan o durum sonunda oluşan fikirler hatırlar akılda kalır. A model telefona sahip kişi belki bir ay sonra önceki halini hiç hatırlamayacak A+ modele sahip olursa dünyanın en mutlu kişisi olacağını hayal etmeye başlayacaktır. Bir ay önceki, A modele karşı duyduğu yoğun istek, elde ettiğinde hissettiği mutluluk gibi duyguları hatırlamıyor olacaktır.


Nesne, birey, ortam, başarı,olay, güç ve benzeri faktörlerden beslenen mutluluk(haz) duygusu çok kısa bir süre içinde daha fazlasına ihtiyaç duyar hale gelecek, ulaşılamadığı durumlarda acı verecektir. Mutluluk(haz) arayışı aslında insan için, içinden çıkılması imkansız bir kısır döngüdür.

Mutluluk hiçbir şeydir, huzur herşey.

Azınlık Raporu

Toplumlarda sayıca çok olduğu halde azınlık olarak nitelenebilecek durumlar vardır. Yani azınlık, terim anlamı olarak "sayıca az insan topluluğu" demek değildir. Egemen gücün dışında kalan insan topluluklarına o ülkenin azınlığı denir. Mesela Güney Afrika'da (sanırım halen) zenciler azınlıktır. Fakat ülke nüfusunun %90'dan fazlası zencidir. Türkiye Cumhuriyeti kısa geçmişi boyunca Anadolu topraklarında yaşayan tüm 'HALK' azınlık durumundaydı. Küçük, elit bir zümre tarafından yıllarca egemenlik altında tutuldular. DP, ANAP ve AKP dönemlerinde egemen güç dengesinin değiştirilmesi için ciddi çalışmalar yapılmış ancak darbe, idam, suikast gibi sonuçlarla önü kesilmiştir. İçinde bulunduğumuz dönemde de egemen güçlerin yer değiştirme çekişmesi devam etmektedir.

Buraya kadarki açıklamalardan anlaşılıyor ki Türkiye'de azınlık kavramı muğlaktır. Tam olarak kimin azınlık olduğu, kimin egemen güç olduğu belli değildir. Bu durumda belirli bir kesimin azınlık olarak kabul edilmesi ve ayrıcalık tanınması (ki azınlıklara ayrıcalık gayet hukukî, demokratik ve mantıkî bir haktır) pratikte haksız sonuçlar doğurabilir. Çünkü, azınlık olarak kabul edilmeyen ama gerçekten azınlık olan büyük bir kesim, pozitif ayrımcılık kapsamında değerlendirilecek bu imtiyazlardan faydalanamayacak, ciddi bir dengesizlik ortaya çıkacaktır.

Bu sebeple ırka, aileye, zümreye, ideolojiye, inanca dayalı yönetim sistemleri mutlak bir egemen güç ortaya çıkaracağı için yönetimin, siyasî iktidarın tüm bunlardan uzak olması gerekmektedir. Yani laik devleti bu şekilde alglayıp kabul etmek, azınlıklar ve onlara tanınacak haklar sorununu ortadan kaldıracaktır. Laik devlette, devlete tüm gruplar eşit mesafede olacağı için azınlık-egemen güç ikiliği oluşmayacaktır. Bu durumda hukukun da mutlaka çoklu uygulanması gerekir. Yani devlet(yönetim) laik ve tarafsız olmalı fakat gruplar kendi inanç, anlayış, gelenek ve yargılarına göre hukuktan faydalanabilmelidirler. Mesela müslümanlar için şeriat mahkemeleri kurulmalı, isteyenlerin bu mahkemelerin vereceği hükümlere göre hareket edebileceği ortam oluşturulmalıdır. Ermeni, rum, yahudi vs için de durum aynıdır. Laik devlet ve çoklu hukuk sistemiyle şu anda yaşadığımız ve içinden çıkılmaz gibi görünen problemlerin onda dokuzu çözülebilir.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Bu ne rezilliktir!


3. sayfa haberlerinden 400 milyon TL’lik rant
27 Eylül 2010 09:40
Gazetelerdeki kaza haberlerini takip eden uyanıkların, bazı vatandaşların ölüm tazminatlarını tahsil ederek vurgun yaptıkları ortaya çıktı.

Hüseyin Özay'ın haberi

Türkiye’de her yıl binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan trafik kazaları, bazı uyanıkların yeni iş kapısı haline geldi. Gazetelerin 3. sayfasında yer alan kaza haberlerini takip eden uyanıkların, vatandaşların kaza tazminatları konusunda yeterli bilgiye sahip olmamasından yararlanarak, ölüm ve sakatlık tazminatlarını kendileri tahsil ettikleri tespit edildi. Bu yöntemle tahsil edilen kaza tazminat tutarı 400 milyon TL.
---

Böyle bir haber yayınlandı Star gazetesinde... Haber7 de kaynak göstererek yayınladı.


Haberi yapan muhabirin, sayfadan sorumlu editörün, yazı işleri müdürünün pespayeliğini görüyor musunuz? Neticede haber medyasının kalitesizliği bu!
Hırsızlık, dolandırıcılık, şerefsizlik 'uyanıklık' olarak sunuluyor haberde. Beddua etmeyeceğim; Allah hepinizi bildiği gibi yapsın!

9 Eylül 2010 Perşembe

Referanduma Koyunlar 'Hayır' Diyor!


Çine CHP İlçe Başkanı Tahir Yaman, Bodrum Yurttaş İnsiyatifi Sözcüsü Ayhan Karahan ve otuz köylünün de destek verdiği eylem, geçen çarşamba günü akşam saatlerinde Kahraman Köyü merasında gerçekleştirildi. Ankara Elmadağ Lisesi felsefe öğretmeni, evli ve 1 çocuk babası 49 yaşındaki Cemal Beldek'in organize ettiği eylemde, 400 koyun merada önceden hazırlanan hayır yazısı şeklindeki yemliklerin etrafında toplanarak 60 metre genişliğinde 15 metre enindeki ‘Hayır’ yazısı şeklini aldı.

http://www.milliyet.com.tr/koyunlarla-hayir-eylemi/turkiye/sondakika/09.09.2010/1287064/default.htm

Koyunlara 'Hayır' dedirten CHP'li İlçe Başkanı'nı canı gönülden kutluyoruz.(!)

CHP'nin halka bakış açısını da böylece daha iyi anlamış olduk.:) Eee ne demişler: "Dervişin fikri ne ise zikri de o olur."

17 Ağustos 2010 Salı

'Hayır'cılarda bir telaş, bir telaş...

Hukuk ne anlar iktisattan, siyasetten.
İktidarın iktisadi ve siyasi kararlar vermesi yönetim mantığının temelini oluşturur. Siz diyorsunuz ki davul iktidarın boynunda olsun, tokmağı yargının elinde... Dikkatinizi çekerim AKP demiyorum, siyasi iktidar diyorum. Halk kimi muktedir kılarsa bu yetkiden o faydalanacaktır.

Hukuk siyasetten ve iktisattan anlamaz. Bu konularda haklar yönünden incelemesi gayet doğaldır, ancak yerindelik kararı verecek yeterliliğe sahip değildir dünyanın hiçbir yerinde.

Ha derseniz sonrasında haksızlık oluyor, insanlar işinden ediliyor o zaman ben de derim ki "eee şimdi hukuk nerede?" haksızlığa uğramış insanlar varken yargı mekanizması ortada yok, siyasi-iktisadi bir icraat yapılırken aslan kesiliyor! Yargı 'iktidarcılık' oynamayı bırakıp bir an önce asli görevini yerine getirir hale gelmelidir.

http://www.odatv.com/n.php?n=evet-diyecekler-bunu-biliyor-mu-1708101200&utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter#yorum

“EVET” DİYECEKLER BUNU BİLİYOR MU
 17.08.2010 10:46
 
Akşam yazarı Nihal Kemaloğlu referandum tartışmalarında üzerinde çok fazla durulmayan bir konuya değindi; pakette Anayasanın 125. maddesine getirilen değişikliğin idari yargının özelleştirmelere yaptığı denetimi ortadan kaldırdığını yazdı.
Nihal Kemaloğlu‘nun “Sermaye yararına anayasal güvence” başlıklı yazısı şöyleydi:
“Piyasacı devletin, dereler tepeler dahil tüm ülke varlık ve kaynaklarını sermayeye açan azman girişimciliği, artık anayasa tarafından da güvence altına alınacak!
Küreselleşmenin sermaye birikim rejimine, 'kamu kuruluşlarını' hibe ederek katılan Türkiye'nin, yeni kaynak aktarımını kolaylaştıracak köklü çözümü, anayasa paketine koyuldu.
Anayasa değişikliğinde 125. maddeye eklenen 'yerindelik denetimi', demokrasi paketinin esas motivasyonunu ve ruhunu teşkil ediyor.
Böylelikle liberal demokrasilere bile dudak uçuklatan, gözü kara özelleştirmelere, anayasal dayanak ve teminat sağlanıyor.Taş, toprak, su havzası, dere, dağ, kıyı, ulaşım, eğitim, sağlık, kent, katma değeri yüksek kamu varlıkları, kamusal hizmetler, sosyal haklar, kısacası tüm doğa, insan ve toplumsal yaşamın bütün süreçleri, yargının 'yerindelik denetiminden muaf' tutularak piyasalaşacak.125. maddenin 4. fıkrası 'Yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olup hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz' olarak düzenlendi.Yani idari yargı, gelen davalarda kamu yararı, sosyal adalet ve eşitlik, sosyal devletin görevleri, çevre, doğal kaynaklar ve kamusal mülkiyetin korunması gibi ilkelerde uygunluk aramayacak, itirazları usul yönünden inceleyecek, içeriğine yeni anayasa gereği olarak karışamayacak.
İdari yargının özellikle özelleştirme ihalelerinde yaptığı 'yerindelik denetimi' anayasaya aykırı olacağından özelleştirmeler için yargı ve kamu denetimi kalkacak.Bugüne kadar özelleştirmelerin yüzde 78.8'ini gerçekleştiren hükümet zamanında, özelleştirmeler için açılan idari dava sayısı, 6 kat artmıştı.
Yargının 'yerindelik denetimi yapılamaz' hükmü, neoliberal demokratlarca işte hukukun üstünlüğü diye kutlandı!'Kamu yararının' ne olduğunu hükümetin belirleyeceğini söyleyen zatlar, son sekiz yılda 57 kuruluş ve 51 işletmeyi 31 milyar dolara özelleştirmiş hükümetin, katma değeri ve karlılığı yüksek kuruluşları birkaç yıllık karları bedeli satışını da alkışlamışlardı.Vahşi özelleştirme politikalarıyla 'ekonomik yarar' gözetilmeden satılan işletmelerin üretimi artmamış, bazıları kısa sürede küresel tekellerce kapatılmış, on binlerce insan işinden edilmişti.Yabancı sermaye ve spekülatif finans girişine bağımlı ekonominin hayatiyeti için tükenen kamu varlıklarının yerini alacak kentsel projeler, limanlar, karayolları, doğal kaynaklar için yargı barikatının kaldırılması şart olmuştu.
İzmir, Samsun, Bandırma liman satışlarında mahkeme sürecinin ülkeye milyon dolarlara mal olduğunu söyleyen Başbakan şaibeli Galataport, Haydarpaşaport ihalelerinde de yargıdan pek yakınmıştı.
Kısacası 'yerindelik denetimiyle' küresel sermayeye karşı mahcubiyetimiz sona erecek!'Kamu yararı' muğlaklaşırken 'sermaye yararının' berraklaşıp anayasanın koruyucu kanatları altına alınması ne kadar vahim.Yargının aldığı çok sayıda özelleştirme iptal kararının ülkeye 'kaybettirdiği' milyon dolarların kamu harcamasında kullanılacağı zırvaları kadar vahim.
Şimdi dereleri, ırmakları betonlaştıran binlerce HES projesi, kıyılara dikilecek nükleer santraları,neoliberal belediyeciliğin şirket karlılığı güden pahalı, zamlı 'müşteri' hizmetleri, kamudan zorla sökülüp alınmış 'özelleştirilmiş sermaye alanları', okullar, hastaneler, tarihi kültürel varlıklar, Büyükşehir belediyelerinin kentsel dönüşüm projesi adıyla inşaat sektörüne arsa takdim çalışmaları, 3. köprü yapımı, diğer köprülerin geçiş ücret zamları için vatandaşların ve meslek odalarının, derneklerin açtığı davalar, idari davalarda 'kamu yararını' aramak anayasa aykırı..Kamu yararını ve yasal güvencelerini kaybetmiş kenara yığılmış kalabalıklar olarak da sermaye yararına ses çıkartamayız.Ve eminiz ki hepimize gemi azıya almış özelleştirmeleri gösterip, kafamıza vura vura 'İşte size vesayetsiz demokrasi ve kuvvetler ayrılığı!' diye 'dayatılacak.” 

Odatv.com

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bir yorumcu der ki;

Haber:

"CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, dün Ankara'nın Polatlı ilçesi ve Eskişehir'deydi. Polatlı'da parti otobüsü üzerinden halka seslenen Kılıçdaroğlu, anayasa değişikliği paketini eleştirdi. "Anayasa değişikliği çiftçinin sorunlarını çözüyor mu, yolsuzlukları bitiriyor mu, işsizliği ortadan kaldırıyor mu?" diye sordu. Bunların olmayacağını, bu nedenle herkesin 'hayır' oyu kullanması gerektiğini ileri sürdü. Kenan Evren başta olmak üzere 12 Eylül darbecilerine yargı yolunu açan paket için 'Kenan Paşa'nın anayasasının devamı' nitelemesinde bulundu."

http://www.haber7.com/haber/20100717/Kilicdaroglunun-cemaatten-iki-istegi.php



Yorum:
"vay be gözlerim yaşardı kenan paşanın anayasasına cunta ananayasasına karşıyız demek istiyor sanırım. bu adam ne konuştuğundan haberi yok tam bir oportünist. ha bide işsizliği azaltacak gübre fiyatlarını düşürecek anayasa nerede satılır onuda deyiver bakam."

sami tümer 2010-07-17 08:31:54 (Bir Haber7.com yorumcusu)

“Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum”

Bu sözü iyi müzik-kötü müzik tartışması içinde görenler büyük bir yanılgıya düşüyor.
Herif 'Türk Halkı'nın yavşaklığından bahsediyor!
Buna arbesk yavşaklık da deseniz grotesk yavşaklık da deseniz aşağılama, ifadeyle sabit Yüce Türk Halkınadır.
Dikkatiniz çekerim; buradaki ifade dinlediği müzikten dolayı hakaret edilen Türk Halkıdır.
Fazıl Say hem bu hakaretiyle hem de daha sonraki açıklamalarında 'alt tabaka' ifadesiyle hakaret ve toplumda bölücülük suçları işlemiştir.
Savcılar gazete haberlerini suç duyurusu olarak kabul etmeli ve kamu adına soruşturma başlatmalıdır.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

ANAYASA MAHKEMESİNİN UYGULAMASI ASLA KABUL EDİLEBİLİR DEĞİLDİR!

a. Ya meclis feshedilecek ve bundan sonra yasa yapma yetkisi de dahil meclisin yetkileri olduğu gibi Anayasa Mahkemesi'ne devredilecek,

b. Ya da Anayasa Mahkemesinin yeni anayasa maddelerine yaptığı içerik müdahalesi yok sayılarak Büyük Millet Meclisi'nde şekillendirildiği haliye referanduma gidilecek.

Bu iki seçeneğin dışında ne söylenirse söylensin, ne yapılmaya çalışılırsa çalışılsın mantıklı ve tutarlı bir tarafı olmaz, olamaz...

Kaynak





20 Haziran 2010 Pazar

Sürpriz değil;

Yahu arkadaş bu nasıl iştir?

Şimdi şu aşağıdaki haber surpriz mi? Yoo kesinlikle değil..

Bu ETÖ davası başladıktan ve İsrail'e 'One minute!' çekildikten sonra herkes ama herkes Pekaka köpeklerinin saldırıya geçeceğini biliyordu. Açılımı baltalamak isteyen terör rantçısı asalakların boş durmayacağını da...

Şimdi ben hükümete çatmaz mıyım, siz bunlara neden tedbir almadınız diye hesap sormaz mıyım?

Bana sakın "Fakat Pekaka şehirlerde de eylem yapacaktı emniyet güçlerimiz bunu engelledi." diye kendinizi savunmaya kalkmayın. Eşkiya işbirlikçilerinin şehir emniyet kuvvetleri içindekilerden olmadığını da herkes biliyor. Dolayısıyla çapulcuların şehirlerde içeriden destek alması neredeyse imkansız. HANGİ BİRİMİN İÇİNDEN DESTEK ALIYORLARSA ORAYA SALDIRABİLİRLER ANCAK. Hain(ler)i başka yerde aramaya gerek yok. İşte sizin hükümet olarak buna tedbir almanız gerekiyordu. Bir hafta içinde hainleri tespit edip gereğini yerine getirmezseniz 'temizlenme süreci' çok kötü sıkıntılara girecek haberiniz olsun!

http://www.haber7.com/haber/20100620/150-PKKli-Herona-yakalandi-ancak.php

Hakkari’de 8 askerin şehit olduğu saldırıda TSK komuta kademesinde ihmal olduğunu öne süren Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Önder Aytaç, dün kendisine ulaşan çok önemli bir bilgiye göre, Batman’da düzenli olarak bölgede uçurulan bir insansız hava aracı Heron’un saldırıdan günler önce 150-200 teröristin girişini tespit ettiğini söyledi.

ALBAY KAFASINI DUVARLARA VURDU
Aytaç, “Bir uçuşta 400 km alanı tarayan bu uçaklara bakan Batman’da görevli Albay Heron’daki görüntüleri görünce komutanlarına ‘Bunları şimdi vurmayacağız da ne zaman vuracağız’ demiş, kafasını duvara vurmuştur. Hafızaları silinmeyen Heron’ların son iki haftalık hafızasına bakarlarsa, sınırdan giren 150 teröristi görecekler. Bu kayıtlar saldırıların nasıl arttığını, Mehmetçiğin nasıl öldüğünü ortaya koyacak” dedi.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Birileri terör vahşetini siyaset malzemesi yapıyorsa;

Şehitlerimiz üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanları,

Terörün ülke sorunu olduğunu bile bile bundan dolayı iktidarı suçlayanları,

Oy artırma derdine düşüp çözüm üretmeye çalışmayan muhalefet parti liderlerini,

Saldırdılar, zarar verdiler sonra da kaçtılar demeye utanmayan yetkilileri,

Ergenekon'cuların uçaksavar mermilerinin PKK tarafından nasıl kullanıldığını görüp halen iktidarı ergenekon karşısında zayıflatmaya çalışanları,

Kınıyorum...


6 Temmuz 2009 Pazartesi

Türkiye ve Çin Yakınlaşmasına Darbe!

Maymunun gözü hala açılmadı mı?
Türkiye ve Çin bir araya geldikleri taktirde dünyada önüne kimsenin çıkmaya cesaret edemeyeceği büyük bir güç oluşacağı kesin.

Her iki ülkenin de eksileri ve artıları teker teker incelendiğinde olağanüstü bir şekilde birbirini tamamlayan enteresan bir yapıya şahit olursunuz.
(enerji kaynakları, kültürel benzerlikler, insan kaynakları, siyasi gelenekler, toplum yapısı vb onlarcası...)



Ve her yakınlaşmanın ardından kısa bakış açısına sahip Uygur kardeşlerimiz kullanılarak aramızın bozulması sağlanıyor!

UYAN TÜRKİYE,
UYAN ÇİN...

Sizin bir araya gelmeniz demek olağanüstü bir güç oluşumu anlamına gelir!

Her ne pahasına olursa olsun bu iki ülkenin ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliği yapması ŞART!

---------alıntı--------------
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, 23 Haziran’da çıktığı Çin ziyareti kapsamında Pekin’in hassasiyeti nedeniyle Urumçi’ye gitmek için özel istekte bulunmamış, ancak Çin önemli bir jest yaparak kenti programına dahil etmişti. Gül, Uygur Türkleriyle ilgili sorulara, şu yanıtı vermişti:
Dostluk köprüsü "Uygur Türkleri, tabii ki Çin’in vatandaşları. Ama onlar, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde köprü görevi yapıyorlar. Uygur Türkleri ile aynı kökten geliyoruz, aynı dine inanıyoruz. Bunu, Çin yönetimi dahil kimse inkár etmiyor. Çin, çok etnik kökenli ve çok dinli. Ama önemli olan, herkesin olduğu yerde ülkesiyle bütünleşmesi, hem de bulunduğu yerden Türkiye ile dostluk ve işbirliğine köprü vazifesi görmesidir." ----------------------------

23 Nisan 2009 Perşembe

Salih Memecan

Ergenokon Operasyonlarına Karşı Duruş Neden Haksızdır?

Haksızdır çünkü ortada bir takım iddialar var. Bu iddialara karşı muhatapların yargılanıp aklanmalarını istemeleri gerekir. Oysa iddiaların muhatapları ve onların destekçileri "Bizi Yargılayamazsınız!" diyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti'nde hukuk kuralları herkes için aynı şekilde işletilmelidir. Bazı kimse veya kurumların "Bizi Yargılayamazsınız" havası, kendilerini hukukun üstünde gördüklerini gösterir.

Eğer hukukun işletilmesinde haksızlık yapıldığı ileri sürülüyorsa insanın aklına hemen, her fırsatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran bu zevatın bu kez neden şikayette bulunmadıkları sorusu geliyor.

13 Nisan 2009 Pazartesi

31 Mart 2009 Salı

Neden Kurşunkalem?


ALES, ALS, DGS, KPDS, KPSS, ÖSS, TCS, TUS, ÜDS, YDS, YDUS, YÖS…


Sınava giriyorsunuz, cevap anahtarını kurşunkalem ile işaretlemek sınavın vazgeçilmez kurallarının başında geliyor. Peki neden kurşunkalem?


Türkiye'nin büyük bir kısmını ilgilendiren üniversite sınavları da dahil test usulü sınavların tümünde soruların hazırlanmasından sınav salonlarına getirilinceye kadar ne kadar büyük güvenlik tedbirlerinin alındığından bahsedilir zaman zaman. İyi de sınavdan sonra benim teslim ettiğim ve silinebilir bir kalemle işaretlediğim cevap kağıdımın birileri tarafından değiştirilmediğini nereden bilebilirim? Hadi hakkı olan kazanır, doğru işaretleyenlerin kağıtları değiştirilmedi diyelim peki haketmeyen birilerinin kağıtları optik okuyucuya verilmeden önce birileri tarafından yanlış cevaplar silinerek doğruları ile değiştirilmediğini nereden bilebilirim?


Neden keçe uçlu mürekkepli bir kalem kullanmama izin verilmiyor? Üstelik böyle bir kalemle tek hareketle seçeneği işaretleyerek zamandan kazanma imkanım varken...


Evet, neden ille de kurşunkalem?

30 Mart 2009 Pazartesi

Seçim Sonuçları

Eee seçim oldu, sonuçlar neredeyse kesinleşti. Yorum yapmazsak çatlarız.

Seçimin galibi MHP olarak görünüyor.
AKP oy kaybetti.
CHP oylarını arttırdı.

Genel tablo bu üç cümle ile özetlenebilir.

MHP ve CHP oylarındaki artışı kendi becerileri olarak algılarlarsa çok yanılırlar. Özellikle MHP başarısını AKP'nin yanlış hesap yaparak Kürt Açılımını seçim öncesine yetiştirmeye çalışmasına borçlu.

AKP doğru bir hareketi yani Kürt Açılımı'nı G.Doğu'dan oy kapmak, oyunu arttırmak için halka tam olarak anlatmadan alel acele seçim öncesinde ortaya koymasaydı bu seçimin sonucunda tablo çok farklı olacaktı. Yani AKP Dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan oldu. Evrensel bir ders çıkaracak olursak; Yapacağın bir iyiliği menfaat gözeterek yaparsan gelir böyle başına geçer. Sonra oturur yok küresel kriz, yok bilmem ne diye mazeret bulmaya çalışırsın.

Oysa yapılması gereken daha uzun bir süreç ortaya konarak insanların Kürt=PKK algılamasını ortadan kaldırmak için daha fazla çaba gösterilmeliydi. Kürt ve Türk halklarının kardeşliğinin tarihi gerekçelerinin daha iyi anlatılması, Kürtlerin devlete ne zaman küstürüldüğü, dışlandığı, hangi olaylar sonucu yabancı unsurlar ve iç hainler tarafından kendi çıkarları için kullanılmaya başlandığı vs. tüm bunlar net olarak ortaya konmalı halkın bilinçlenmesi sağlanmalıydı. Hali hazırda toplumun gözü önünde bulunan aydın-popüler tiplerin çok büyük bir çoğunluğu 'Kürt' kelimesini ağzına almaya çekiniyor, imtina ediyorken, evladını, kardeşini, arkadaşını, akrabasını G.Doğu'daki (Kürtçe konuşan, Kürtçe isimlere sahip üyeleri olan ve Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden bir) terör örgütüne şehit vermiş insanların televizyonlarında Kürtçe bir kanal ile karşılaşmaları nasıl bir ruh hali oluşturur tahmin etmek hiç zor olmasa gerek. Fakat gözünüzü 'OY' hırsı bürümüş ise böyle basiretiniz bağlanır işte.

Bu tespit kıvırmasız, tartışmasız AKP'den MHP'ye kayan oyların açıklamasıdır. CHP'nin durumu biraz daha farklı. Tarihi bir fırsatı kendi elleri ile kaçırdıklarının halen farkında bile değiller. Çünkü şu anda 'geri aldıkları' belediyelere sevinmekle meşguller. Oysa iki sebepten dolayı çok daha fazla oy olmaları mümkündü:

1- ETÖ davası halkın kafasını karıştırdı. Önceki seçimlerde AKP'nin şeriatçı bir parti olmadığına inanan bir kısım AKP seçmeni, hem ETÖ davasında kendilerini Cumhuriyetçi-Atatürkçü-Laik olarak tanımlayan kişilerin yoğun olarak göz altına alınması hem de kapatma davası ile laiklik karşıtı olaylardan dolayı uyarı alan partiye karşı daha şüpheli yaklaşmaya başladı. Hem müslüman hem de laikliğe sıkı sıkıya bağlı bu kesimin CHP'ye kayması kaçınılmazdı. Çünkü R.T.Erdoğan'ın "Velev ki siyasi simge..." sözleri gün atlamadan gazete ve televizyonlarda aylarca malzeme yapıldı. Bu ifade birçokları için 'dinin siyasete karıştırılması' olarak algılandı. Yani özetle, AKP önceki kadar 'şeriatçı olmayan' bir parti olarak algılanmıyor artık.

2- Yolsuzluk davaları her dönem iktidar partilerine sıkıntı vermiştir. Fakat bu defaki çok farklı. Deniz Feneri davasından bahsediyorum. Halkımızın en hassas olduğu bir konuda ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları AKP ile ilişkilendirildiğinde başka bir sonuç beklenemezdi. AKP'nin bir çok noktada bu olayı yok gibi davranması, iddialar ortaya çıkar çıkmaz sert tedbirler alarak soruşturma başlatmaması en azından Aydın Doğan'a gösterilen sertliğin yarısının bile sergilenmemiş olması vatandaşlarının bir çoğunun AKP hakkında olumsuz düşünmesine sebep oldu.

Oy kayıplarının ve kaymalarının yüzde seksen sebepleri bu üç konudur. Diğer yüzde yirmi kaybın sebeplerini de Başbakan kendi açıkladı zaten.

26 Mart 2009 Perşembe

İsyan Etmemek Elde Değil!!!


BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu Kahramanmaraş'tan Yozgat'a götüren helikopter Göksun ilçesi Çardak beldesi yakınlarında düştü. Helikoptere ve içindekilere halen ulaşılamadı!

Helikopterin kalkış noktası, kalkış saati, izleyeceği yol, tahmini hızı ve kazanın gerçekleşme zamanı yaklaşık olarak biliniyorken nasıl olur da halen yeri belirlenemez akıl alır gibi değil!

Bırakın sinyal cihazını, cep telefonu baz istasyonlarını filan çok basit bir matematik hesabıyla bulunabilir gibi geliyor bana. Sizce yanılıyor muyum?

(varış noktası [x,y] - çıkış noktası [x,y]) + (Kaza zamanı - kalkış zamanı) x (aracın hızı/saat)

Bilmem anlatabildim mi?