24 Nisan 2013 Çarşamba

1993'te ne oldu?

"...
Cuntacıların, vesayetin ağalarının önündeki en büyük engel Özal’dı. Özal 17 Nisan 1993’te devreden çıkarıldı. Aynı yılda olan hadiseleri hatırlamak bile anlatmak istediğimiz gerçeği gözler önüne serer:
24 Ocak: Uğur Mumcu katledildi.
5 Şubat: Adnan Kahveci’nin şüpheli ölümü.
17 Şubat: Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis öldürüldü.
23 Mayıs: PKK’lı teröristler tezkere almış 33 silahsız askeri şehit etti.
2 Temmuz: Sivas’ta Pir Sultan etkinliklerine katılan yazar Aziz Nesin ile bir grup aydın ve sanatçının kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi, 37 kişi öldü.
5 Temmuz: Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK ve diğer örgütlerin ortak yaptığı eylem sonucunda 33 kişi öldürüldü.
22 Ekim: Eşref Bitlis’in ekibinden Tuğgeneral Bahtiyar Aydın öldürüldü.
4 Kasım: JİTEM’in kilit isimlerinden olduğu belirtilen Binbaşı Cem Ersever öldürüldü.
..."


Hüseyin Gülerce

18 Nisan 2013 Perşembe

Kurtlara, kuşlara geçit töreni!

Geçit törenlere ait sembol ve materyallerin alakasız bir ortamda ve şartlarda derme çatma bir araya getirilerek fotoğrafının çekilmesi çocukça bir yansılama oyunu değilse (-ki oyunsa masumdur, olabilir ama değilse eğer) alaya almaktan başka ne anlama gelebilir?
Cumhuriyet bu mudur?
Köyde öğretmen olup ancak Emir Kusturica filmlerinde rastlayabileceğimiz bu şekilde komik-ironik sahneler oluşturarak cumhuriyet kutlaması yapmak, cumhuriyet ruhunu çocuklara aşıladığını sanmak bir başarı değil ancak zavallılıktır.

Mutluluk hiçbir şeydir

Mutluluk(haz) nefes almak gibidir; kısa bir süre içinde geri vermek zorundasındır. Hemen ardından da daha büyük bir açlıkla daha fazlasını içine çekmek istersin. Bir kez ulaşılan obje veya durum ikinci kez ulaşıldığında mutluluk(haz) vermez veya gitgide daha az haz verir. Mutluluk(haz) arayışı insanı daha doyumsuz ve aç gözlü yapar. Çünkü mutluluk(haz) hormonal bir sistemin ortaya çıkardığı sanal/duyumsal bir durumdur.

Mutluluk, tatlı bir şey yemek gibidir. O yiyeceğin üstüne daha az tatlı bir şey yerseniz tadını alamazsınız. Daha tatlı bir şey yerseniz onun tadını da daha az yoğunlukta alırsınız. Ama arada ekşi, tuzlu veya acı yer tekrar tatlıya dönerseniz ilk seferindeki hazzı tekrar alırsınız.


Mutluluk gerçek değildir. Beyinde salgınan hormonlar sebebiyle hissedilen bir duygu durumudur. Bu hormonları dışarıdan uyaran her tür uyarıcı kişide bağımlılık yapar. Ancak metabolizmanın değişmeyen bir özelliği vardır ki her tür tekrarlanan uyarıcıya karşı duyarsızlaşmak! İşte bu sebeple alkolikler, madde bağımlıları sürekli dozu artırmak zorunda kalırlar. Çünkü bir önceki doz onları arzuladıkları derecede mutlu etmeye yetmez.


İşte hayatta mutluluk(haz) yaşamak için faydalanılan tüm aracılar da benzer etkiyi oluştururlar. A model bir telefonu aldığında kendini en mutlu kişi olacak sanan birisi, isteğine ulaştıktan bir kaç gün sonra hayal ettiği kadar mutlu olmadığını farketmeye başlar. Hatta ilk anda ne kadar mutlu olmuştu, ne derece haz almıştı onu bile net olarak hatırlayamaz. Söyleyebileceği tek söz "iyi bir şey yaşadım" olacaktır. Çünkü beynin hafıza merkezinde hormonal durumun kaydedildiği bir bölge yoktur. Mutluluklar kaydedilmez; yaşanan o deneyimden çıkan fikirler kaydedilir. Bu yüzden mutluluğu hatırlamak mümkün değildir. Sadece yaşanan o durum sonunda oluşan fikirler hatırlar akılda kalır. A model telefona sahip kişi belki bir ay sonra önceki halini hiç hatırlamayacak A+ modele sahip olursa dünyanın en mutlu kişisi olacağını hayal etmeye başlayacaktır. Bir ay önceki, A modele karşı duyduğu yoğun istek, elde ettiğinde hissettiği mutluluk gibi duyguları hatırlamıyor olacaktır.


Nesne, birey, ortam, başarı,olay, güç ve benzeri faktörlerden beslenen mutluluk(haz) duygusu çok kısa bir süre içinde daha fazlasına ihtiyaç duyar hale gelecek, ulaşılamadığı durumlarda acı verecektir. Mutluluk(haz) arayışı aslında insan için, içinden çıkılması imkansız bir kısır döngüdür.

Mutluluk hiçbir şeydir, huzur herşey.

Azınlık Raporu

Toplumlarda sayıca çok olduğu halde azınlık olarak nitelenebilecek durumlar vardır. Yani azınlık, terim anlamı olarak "sayıca az insan topluluğu" demek değildir. Egemen gücün dışında kalan insan topluluklarına o ülkenin azınlığı denir. Mesela Güney Afrika'da (sanırım halen) zenciler azınlıktır. Fakat ülke nüfusunun %90'dan fazlası zencidir. Türkiye Cumhuriyeti kısa geçmişi boyunca Anadolu topraklarında yaşayan tüm 'HALK' azınlık durumundaydı. Küçük, elit bir zümre tarafından yıllarca egemenlik altında tutuldular. DP, ANAP ve AKP dönemlerinde egemen güç dengesinin değiştirilmesi için ciddi çalışmalar yapılmış ancak darbe, idam, suikast gibi sonuçlarla önü kesilmiştir. İçinde bulunduğumuz dönemde de egemen güçlerin yer değiştirme çekişmesi devam etmektedir.

Buraya kadarki açıklamalardan anlaşılıyor ki Türkiye'de azınlık kavramı muğlaktır. Tam olarak kimin azınlık olduğu, kimin egemen güç olduğu belli değildir. Bu durumda belirli bir kesimin azınlık olarak kabul edilmesi ve ayrıcalık tanınması (ki azınlıklara ayrıcalık gayet hukukî, demokratik ve mantıkî bir haktır) pratikte haksız sonuçlar doğurabilir. Çünkü, azınlık olarak kabul edilmeyen ama gerçekten azınlık olan büyük bir kesim, pozitif ayrımcılık kapsamında değerlendirilecek bu imtiyazlardan faydalanamayacak, ciddi bir dengesizlik ortaya çıkacaktır.

Bu sebeple ırka, aileye, zümreye, ideolojiye, inanca dayalı yönetim sistemleri mutlak bir egemen güç ortaya çıkaracağı için yönetimin, siyasî iktidarın tüm bunlardan uzak olması gerekmektedir. Yani laik devleti bu şekilde alglayıp kabul etmek, azınlıklar ve onlara tanınacak haklar sorununu ortadan kaldıracaktır. Laik devlette, devlete tüm gruplar eşit mesafede olacağı için azınlık-egemen güç ikiliği oluşmayacaktır. Bu durumda hukukun da mutlaka çoklu uygulanması gerekir. Yani devlet(yönetim) laik ve tarafsız olmalı fakat gruplar kendi inanç, anlayış, gelenek ve yargılarına göre hukuktan faydalanabilmelidirler. Mesela müslümanlar için şeriat mahkemeleri kurulmalı, isteyenlerin bu mahkemelerin vereceği hükümlere göre hareket edebileceği ortam oluşturulmalıdır. Ermeni, rum, yahudi vs için de durum aynıdır. Laik devlet ve çoklu hukuk sistemiyle şu anda yaşadığımız ve içinden çıkılmaz gibi görünen problemlerin onda dokuzu çözülebilir.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Bu ne rezilliktir!


3. sayfa haberlerinden 400 milyon TL’lik rant
27 Eylül 2010 09:40
Gazetelerdeki kaza haberlerini takip eden uyanıkların, bazı vatandaşların ölüm tazminatlarını tahsil ederek vurgun yaptıkları ortaya çıktı.

Hüseyin Özay'ın haberi

Türkiye’de her yıl binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan trafik kazaları, bazı uyanıkların yeni iş kapısı haline geldi. Gazetelerin 3. sayfasında yer alan kaza haberlerini takip eden uyanıkların, vatandaşların kaza tazminatları konusunda yeterli bilgiye sahip olmamasından yararlanarak, ölüm ve sakatlık tazminatlarını kendileri tahsil ettikleri tespit edildi. Bu yöntemle tahsil edilen kaza tazminat tutarı 400 milyon TL.
---

Böyle bir haber yayınlandı Star gazetesinde... Haber7 de kaynak göstererek yayınladı.


Haberi yapan muhabirin, sayfadan sorumlu editörün, yazı işleri müdürünün pespayeliğini görüyor musunuz? Neticede haber medyasının kalitesizliği bu!
Hırsızlık, dolandırıcılık, şerefsizlik 'uyanıklık' olarak sunuluyor haberde. Beddua etmeyeceğim; Allah hepinizi bildiği gibi yapsın!

9 Eylül 2010 Perşembe

Referanduma Koyunlar 'Hayır' Diyor!


Çine CHP İlçe Başkanı Tahir Yaman, Bodrum Yurttaş İnsiyatifi Sözcüsü Ayhan Karahan ve otuz köylünün de destek verdiği eylem, geçen çarşamba günü akşam saatlerinde Kahraman Köyü merasında gerçekleştirildi. Ankara Elmadağ Lisesi felsefe öğretmeni, evli ve 1 çocuk babası 49 yaşındaki Cemal Beldek'in organize ettiği eylemde, 400 koyun merada önceden hazırlanan hayır yazısı şeklindeki yemliklerin etrafında toplanarak 60 metre genişliğinde 15 metre enindeki ‘Hayır’ yazısı şeklini aldı.

http://www.milliyet.com.tr/koyunlarla-hayir-eylemi/turkiye/sondakika/09.09.2010/1287064/default.htm

Koyunlara 'Hayır' dedirten CHP'li İlçe Başkanı'nı canı gönülden kutluyoruz.(!)

CHP'nin halka bakış açısını da böylece daha iyi anlamış olduk.:) Eee ne demişler: "Dervişin fikri ne ise zikri de o olur."

17 Ağustos 2010 Salı

'Hayır'cılarda bir telaş, bir telaş...

Hukuk ne anlar iktisattan, siyasetten.
İktidarın iktisadi ve siyasi kararlar vermesi yönetim mantığının temelini oluşturur. Siz diyorsunuz ki davul iktidarın boynunda olsun, tokmağı yargının elinde... Dikkatinizi çekerim AKP demiyorum, siyasi iktidar diyorum. Halk kimi muktedir kılarsa bu yetkiden o faydalanacaktır.

Hukuk siyasetten ve iktisattan anlamaz. Bu konularda haklar yönünden incelemesi gayet doğaldır, ancak yerindelik kararı verecek yeterliliğe sahip değildir dünyanın hiçbir yerinde.

Ha derseniz sonrasında haksızlık oluyor, insanlar işinden ediliyor o zaman ben de derim ki "eee şimdi hukuk nerede?" haksızlığa uğramış insanlar varken yargı mekanizması ortada yok, siyasi-iktisadi bir icraat yapılırken aslan kesiliyor! Yargı 'iktidarcılık' oynamayı bırakıp bir an önce asli görevini yerine getirir hale gelmelidir.

http://www.odatv.com/n.php?n=evet-diyecekler-bunu-biliyor-mu-1708101200&utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter#yorum

“EVET” DİYECEKLER BUNU BİLİYOR MU
 17.08.2010 10:46
 
Akşam yazarı Nihal Kemaloğlu referandum tartışmalarında üzerinde çok fazla durulmayan bir konuya değindi; pakette Anayasanın 125. maddesine getirilen değişikliğin idari yargının özelleştirmelere yaptığı denetimi ortadan kaldırdığını yazdı.
Nihal Kemaloğlu‘nun “Sermaye yararına anayasal güvence” başlıklı yazısı şöyleydi:
“Piyasacı devletin, dereler tepeler dahil tüm ülke varlık ve kaynaklarını sermayeye açan azman girişimciliği, artık anayasa tarafından da güvence altına alınacak!
Küreselleşmenin sermaye birikim rejimine, 'kamu kuruluşlarını' hibe ederek katılan Türkiye'nin, yeni kaynak aktarımını kolaylaştıracak köklü çözümü, anayasa paketine koyuldu.
Anayasa değişikliğinde 125. maddeye eklenen 'yerindelik denetimi', demokrasi paketinin esas motivasyonunu ve ruhunu teşkil ediyor.
Böylelikle liberal demokrasilere bile dudak uçuklatan, gözü kara özelleştirmelere, anayasal dayanak ve teminat sağlanıyor.Taş, toprak, su havzası, dere, dağ, kıyı, ulaşım, eğitim, sağlık, kent, katma değeri yüksek kamu varlıkları, kamusal hizmetler, sosyal haklar, kısacası tüm doğa, insan ve toplumsal yaşamın bütün süreçleri, yargının 'yerindelik denetiminden muaf' tutularak piyasalaşacak.125. maddenin 4. fıkrası 'Yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olup hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz' olarak düzenlendi.Yani idari yargı, gelen davalarda kamu yararı, sosyal adalet ve eşitlik, sosyal devletin görevleri, çevre, doğal kaynaklar ve kamusal mülkiyetin korunması gibi ilkelerde uygunluk aramayacak, itirazları usul yönünden inceleyecek, içeriğine yeni anayasa gereği olarak karışamayacak.
İdari yargının özellikle özelleştirme ihalelerinde yaptığı 'yerindelik denetimi' anayasaya aykırı olacağından özelleştirmeler için yargı ve kamu denetimi kalkacak.Bugüne kadar özelleştirmelerin yüzde 78.8'ini gerçekleştiren hükümet zamanında, özelleştirmeler için açılan idari dava sayısı, 6 kat artmıştı.
Yargının 'yerindelik denetimi yapılamaz' hükmü, neoliberal demokratlarca işte hukukun üstünlüğü diye kutlandı!'Kamu yararının' ne olduğunu hükümetin belirleyeceğini söyleyen zatlar, son sekiz yılda 57 kuruluş ve 51 işletmeyi 31 milyar dolara özelleştirmiş hükümetin, katma değeri ve karlılığı yüksek kuruluşları birkaç yıllık karları bedeli satışını da alkışlamışlardı.Vahşi özelleştirme politikalarıyla 'ekonomik yarar' gözetilmeden satılan işletmelerin üretimi artmamış, bazıları kısa sürede küresel tekellerce kapatılmış, on binlerce insan işinden edilmişti.Yabancı sermaye ve spekülatif finans girişine bağımlı ekonominin hayatiyeti için tükenen kamu varlıklarının yerini alacak kentsel projeler, limanlar, karayolları, doğal kaynaklar için yargı barikatının kaldırılması şart olmuştu.
İzmir, Samsun, Bandırma liman satışlarında mahkeme sürecinin ülkeye milyon dolarlara mal olduğunu söyleyen Başbakan şaibeli Galataport, Haydarpaşaport ihalelerinde de yargıdan pek yakınmıştı.
Kısacası 'yerindelik denetimiyle' küresel sermayeye karşı mahcubiyetimiz sona erecek!'Kamu yararı' muğlaklaşırken 'sermaye yararının' berraklaşıp anayasanın koruyucu kanatları altına alınması ne kadar vahim.Yargının aldığı çok sayıda özelleştirme iptal kararının ülkeye 'kaybettirdiği' milyon dolarların kamu harcamasında kullanılacağı zırvaları kadar vahim.
Şimdi dereleri, ırmakları betonlaştıran binlerce HES projesi, kıyılara dikilecek nükleer santraları,neoliberal belediyeciliğin şirket karlılığı güden pahalı, zamlı 'müşteri' hizmetleri, kamudan zorla sökülüp alınmış 'özelleştirilmiş sermaye alanları', okullar, hastaneler, tarihi kültürel varlıklar, Büyükşehir belediyelerinin kentsel dönüşüm projesi adıyla inşaat sektörüne arsa takdim çalışmaları, 3. köprü yapımı, diğer köprülerin geçiş ücret zamları için vatandaşların ve meslek odalarının, derneklerin açtığı davalar, idari davalarda 'kamu yararını' aramak anayasa aykırı..Kamu yararını ve yasal güvencelerini kaybetmiş kenara yığılmış kalabalıklar olarak da sermaye yararına ses çıkartamayız.Ve eminiz ki hepimize gemi azıya almış özelleştirmeleri gösterip, kafamıza vura vura 'İşte size vesayetsiz demokrasi ve kuvvetler ayrılığı!' diye 'dayatılacak.” 

Odatv.com